TEMEL DİNİ BİLGİLER ÇALIŞMA SORULARI
1-İlk insan ve ilk peygamberkimdir?
C-Hz Adem
2-Din ne demektir?
a)Akılsahiplerini kendi istekleriyle hayra yönelten ilahi yola denir?
b)Allah’ın insanların huzur ve mutluluğunu sağlamak için gönderdiği ilahi kurallardır.
Tümpeygamberler insanları tevhit inancınadavet etmişlerdir.
3)Tevhit ne demektir?
C-Allahın bir ve tek olduğunu eşi vebenzerinin olmadığını ifade etmeye Tevhit diyoruz
. Tüm ilahi dinlerinbozulmamış haline Tevhit İnancı hakimken, bizim dinimizin dışındaki diğer
ilahi kökenli dinler taraftarlarınca değiştirilmiş ve bozulmuştur.
4-Dinler kaça ayrılır?
C-a)İlahi kökenli dinler(Hak dinler):Allahtarafından gönderilen dinlerdir: Yahudilik,Hristiyanlık
ve İslamiyet gibi.Yahudilik ve Hristiyanlık dinleri ilahi kökenli olmalarına rağmen zamanla bozulmuşlardır
. Bugün tek hak din İslamiyettir.
b)İlahi olmayan dinler(Batıl dinler):İnsanların kendilerinin uydurdukları dinlerdir.Örnek:Budizm,Şamanizm gibi
5-Vahiy ne demektir?
C-YüceAllah’ın dilediği emir ve yasakları Cebrail aracılığıyla peygamberlerine bildirmesidir.
*İlahi kökenli dinler vahiy yoluyla gönderilmişlerdir.
6- İslam’ın kelime anlamı nedir?
C- Barış,esenlik,kurtuluş,boyun eğme,teslim olma anlamına gelir
7 - İslam’ın terim anlamı nedir?
C- Allah’ateslim olmak,Peygamberimizin din adına getirdiği bütün kurallara gönülden
inanmak ve onları hayatımızda uygulamaktır.
8-Dinimizin üç temel ayağı hangileridir?
a)İnanç b)İbadet c)Ahlak
Müslüman olan bir kişi önce Allaha kalpten inanır,sora ibadetlerini aksatmadan yapmaya
çalışır,en sonunda da onun inancı ve ibadeti onu ahlaklı yapar
9-İslamın temel özellikleri nelerdir?
a)Tevhid Dinidir b)Akla Önem Verir c) Barış Dinidir d)Sevgi Dinidir e) Evrensel
Dindir f). Kolaylık Dinidir ve Aşırılıklardan Uzaktır g)Dünya ve AhiretDinidir h) Fıtrat Dinidir
10-İslamın şartları nelerdir?
a)Kelime-i şehadet getirmek b) Namaz Kılmak
c) Oruç Tutmak d)Zekat Vermek e)Hac'a gitmek
10-Kelime-i Tevhidi yazınız.
C- Lâ ilâhe İllellâh, Muhammedün Resûlüllah
11-Kelime-i Tevhidin anlamı nedir?
C-Allah'tan başka İlah yoktur. Hazreti Muhammed Allah'ın elçisidir.
12-Kelime-i şahadeti yazınız?
C- Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh
13- Kelime-i şahadetin anlamını yazınız.
C-Şahadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şahadet ederim ki Hz.
Muhammed(S.A.V.)onun kulu ve elçisidir.
14-ihlas suresini ve anlamını yazınız
C-.Kul hüvallâhü ahad. Allahü s-samed..Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekûn lehû küfüven ahad
Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: O Allah’tır, bir tektir.“Allah samettir.(Her şey ona muhtaçtır; o, hiçbir
şeye muhtaç değildir)O, doğurmamış ve doğmamıştır.Hiçbir şey O’nun dengi ve benzeri değildir
15-Samet ne demektir?
C- Her şeyin Allah’a muhtaç olup Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmaması demektir
16-“Kolaylaştırınız,güçleştirmeyiniz;müjdeleyiniz ,nefret ettirmeyiniz.” Hadis-i
Şerifinde İslam’ın hangi temel özelliğine işaret edilmektedir
C-İslam dininin kolaylaştırıcı ve aşırılıktan uzak bir din oluşuna
17-Allaha karşı ilk görevimiz nedir?
C-Onun varlığına ve birliğine gönülden inanmak ,Ona hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.
18-İslam’ın sevgi dini olduğunu anlatan bir Hadisi Şerif yazınız.
“Küçüklerini sevmeyen, büyüklerine değer vermeyen bizden değildir.”
19- İslam’ın sevgi dini olduğunu anlatan bir Hadis yazınız.
C--“Kolaylaştırınız,güçleştirmeyiniz;müjdeleyiniz ,nefret ettirmeyiniz.”
20-Namazda kolaylık deyince ne anlıyoruz?
C-Yolcular(90 km den fazla gidecekeler) 4 rekatlı farz namazları(Öğle.İkindi ve Yatsı
namazları) nı 2 rekat kılarlar.Ayrıcaayakta namaz kılamayan hastalar oturarak namaz kılabilirler.
Bir de kadınlar bazı özel hallerinde hiç namaz kılmazlar.
21- oruçta kolaylık deyince ne anlıyoruz?
C-Yolcular isterlerse oruç tutmayıp,daha sonra kaza ederler.
Hastalar tutamadıkları oruçlarını iyileşince kaza ederler.
Hiç oruç tutamayacak yaşlılar fidye verirler. Kadınlar bazı özel hallerinde oruç
tutmayıp daha sonra kaza ederler.
22-Hacta kolaylık deyince ne anlıyoruz.
C-Zengin olduğu halde hastalık,yaşlılık gibi durumlarda hacca gidemeyenler
Vekil(Kendisinin yerine bir başkasını)gönderirler.
23-İhlas Suresinin bir diğer ismi nedir?
C-Tevhit Suresi
24-İslamın hem dünya hem de ahret dini olduğunu gösteren iki Hadis yazınız:
C-a)“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için ,yarın ölecekmiş gibi de ahret için çalışınız.”
b) “Dünya ahretintarlasıdır.”
25-Fıtrat ne demektir?
C-Yüce Allah’ınİnsanı yaratırken İslam’ı kabul etmeye yatkın biçimde yaratılmasıdır.
26-Hadis ne demektir?
C-Peygamber Efendimizin söylediği sözlere denir
27-Çalışmanın önemini anlatan bir Ayet yazınız.
C-“Kişi için çalıştığının karşılığı vardır.”
***************************************************************************************
------------------------------------------------------------------------------------------------------
***************************************************************************************
1-İslam dini son dindir.
2- İslam dini evrensel bir dindir, bütün insanlığa hitap eder.
3- Hükümleri bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde
mükemmeldir.
4-Kendinden önce Allah tarafından gönderilen peygamberleri ve ilahi
kitapları tasdik eder.
5- Önceki Peygamberlerin tebliğ ettiği dinlerin hükümlerini yürürlükten
kaldırmıştır.
6- İslam akıl ve ilim dinidir, akla ve ilme büyük önem vermiştir.
7-İslam dini hem dünya hem de ahiret dinidir.
8-İslam’da aşırılık yoktur, barış ve sevgi dinidir.
9-İslam kolaylık dinidir. İnsanları zora koşmaz
Birlik, birlemek.
Allah'ın varlığını, birliğini, tüm yetkin nitelikleri kendisinde toplandığını,
eşi ve benzeri bulunmadığını bilmek ve buna inanmak. Bu bilgi ve inanç en özlü
biçimde "Lâ İlâhe İllallah' (Allah'tan başka ilah yoktur) cümlesiyle ifade
edilir. Bu nedenle bu cümleye tevhid kelimesi (kelime-i tevhid) denir. Tevhid
kelimesini söyleyen ve buna inanan kişi mümin ve muvahhid adını alır. Tevhid
konularını inceleyen ilme ve tevhid ilmi (ilm-i tevhid) adı verilir.
Tevhid kelimesi Kur'an'da geçmez. Buna karşılık tevhid inancı çeşitli
yönleriyle sayısız ayette dile getirilir.
Özellikle Mekke'de inen ayetler, tam olarak kavranması amacıyla tevhid inancı
üzerinde yoğunlaşır. Usulü'd-din denilen, dinin üç temel ilkesinden ilkini
oluşturan tevhid inancı İslam bilginleri, kelamcılar ve mutasavvıflar
tarafından derinlemesine incelenerek çeşitli yorumlara tabi tutulmuştur.
Kur'an, tevhid inancını Allah'ın zatı, tekliği, sıfatları, evren ve insanla
ilişkileri açılarından çeşitli boyutlarıyla ortaya koyar. Bütün bunlar şöyle
özetlenebilir.
Allah birdir, O'ndan başka ilâh yoktur. O hiçbir şeye muhtaç değildir; her şey
O'na muhtaçtır. O'na benzer bir şey yoktur. O, bir ortağı olmaktan münezzehtir.
Eğer O'nun yanısıra başka tanrılar olmuş olsaydı, onlardan kimileri diğerleri
üzerinde egemenlik kurmak isterlerdi. O birdir, ama Hristiyanların sandığı gibi
üç içinde bir değildir. O'na oğulları, kızları isnad edenler, İsa (a.s)'in
O'nun oğlu ya da kendisi olduğunu söyleyenler Allah'a iftira etmiş olurlar.
O'nun ne oğulları, ne de kızları vardır. O, doğurulmamıştır, doğurmamıştır.
Ancak kafirler, hiçbir şey yaratmayan ve kendisi için yaratılmış olan şeyleri
O'na ortak koşarlar. O sözde tanrılar ki, ne kötülük, ne de iyilik yapmaya güç
yetirebilir; ne ölümü, ne hayatı, ne de yeniden dirilmeyi kontrol edebilirler.
Bu nedenle, Allah'la ilişkili olabilecek bir tanrı yoktur. İnsanların uydurduğu
tanrılar, zanna dayalı isimlerden ve onların nefislerinin hevasından başka bir
şey değildir.
=====================================================================
İSLÂM DİNİNİN İLME VERDİĞİ ÖNEM
Yaşar AYAZOĞLU
Yüce dinimiz İslam, sevgili peygamberimize vahyin
gelişinden beri ilme büyük önem vermiştir. İlk ayet peygamberimize insanı
yaratan ve bilmediklerini kalemle yazmayı öğreten Rabbinin adıyla okumaya davet
ederek indi. Hem Kuran’ı Kerim de Hz. Muhammed (s.a.v.) Müslümanları doğrudan
doğruya düşünmeye ve ilim öğrenmeye teşvik ediyor. “Oku!”, “Hiç bilenlerle bilmeyenler
bir olur mu?1”, “Bilmediğiniz bir konuda bir bilene sorun2” mealindeki
ayetler ilim ve düşünceye teşvik eden yüzlerce ayetten sadece bir kaçıdır.
Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) bilindiği gibi savaş esirlerini Müslüman çocuklarına
öğretmenlik yapmaları karşılığında hürriyetlerine kavuşturduğu gibi birçok
hadisinde de Müslümanları ilme ve düşünmeye teşvik etmiştir.
“İlim öğrenmek kadın ve erkek her Müslüman’a farzdır.”
“İlim Çin’de de olsa alınız.” “İlmin anahtarı sorudur.”
Şeklindeki sözleri burada hatırlanması gerekenlerin sadece bir kaçıdır.
Önemle hatırlanması gereken bir bilgide şudur ki: Hz. Peygamberimiz ilk
Müslümanların sağlık problemlerini bilimsel olarak çözmek için henüz Müslüman
olmamış yakınlarından teyzesinin kocası Haris’e adlı kişiyi İran’daki
Cündişapur medresesine tıp ilmi öğrenmesi için göndermiştir.3 Böylece ilim
Çin’de de olsa alınız sözlerinin ilk uygulayıcısı kendileri olmuştur.
Bizim bazı sözde aydınlarımızın iddia ettiği gibi İslam dini terakkiye(ilerlemeye), ilme asla
mani değildir. Astronomi çalışmalarıyla tanınan 1473 Polonya doğumlu ünlü
astronomi bilgini Kopernik gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü açıklamak
için yıllarca bekledi. Çünkü kilisenin baskısından çekinmekteydi. Yine 1564 İtalya doğumlu
ünlü astronomi bilgini Galile astronomi üzerine verdiği eserler dolayısıyla papazların
hücumuna uğramıştır. 1616 da kurulan bir komisyon Galile’den dünyanın
döndüğü iddiasından vazgeçmesini istemiştir. Galile mahkemeye sevk edildi ve
kitapları yasaklandı. Engizisyon onu 70 yaşındayken müebbet hapse mahkûm etti.
İslam tarihi boyunca bilim adamlarına karşı asla böyle bir olay olmamıştır. Bu
iki batılı âlimin görüşlerinden çok daha seneler önce 1200lü yıllarda Hz.
Mevlana meşhur eseri mesnevisinde dünyanın döndüğünü şu beyitlerle ifade
ediyor:
Dolap gibi dönüp duran gökten kıyas tut
Onun dönmesi acep nedendir?
Ey gök! Ne vakte dek yerin etrafında dönüp duracaksın?
Bu gökyüzü de elinde olmaksızın dönüp durmakta.
Evet, bugüne kadar,bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmişliğine
rağmen Kuran’daki hiçbir ayetin anlamanın akla ve bilime ters düştüğü görülmemiştir.
Aksine bilim ve medeniyet geliştikçe Kuran’da anlatılan hakikatlerin doğrulukları aklen ve
ilmen daha apaçık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ve çıkmaya da devam edecektir.
Sözlerimi yine bir ayet meali ile bitirmek istiyorum. Yüce Allah Kuran’ı Kerimde “Her ilim
sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.4” Buyurarak bilginin sonsuzluğu
fikrini bizlere telkin etmektedir. Bize düşen ise İslamiyeti doğru anlamak, geçmişimizi
iyi öğrenmek bunun içinde okumak, okumak, okumak.
*Kuranda 800 küsür yerde akla ve düşünmeye vurgu yapılmaktadır.
*Aklını kullanmayan bir insanla tartışmak ölüye ilaç vermeye benzer
---------------------------------------------------------------
1-"Ey Muhammed! De ki: Hiç
bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 9)
2-"Allah, içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin
derecelerini yükseltir." (Mücadele, 11)
3-"Her ilim sahibinden üstün bir ilim sahibi bulunur." (Yusuf, 76)
4-"Dünyayı isteyen ilme sarılsın, ahireti isteyen ilme sarılsın, hem dünyayı hem ahireti
isteyen yine ilme sarılsın." (Tirmizi, Daavat, 68)
5-"Allah'tan gerçekten ilim sahipleri korkar." (Fâtır,28)
6-"Bilmiyorsanız, zikir ehline (ilim ehline, âlimlere) sorun" (Enbiya,21,7)
7-"Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşinci olma, helak olursun"
8-De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?' Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.”
(39,Zümer,9).
==========================================================
-===========================================================
İSLAM BARIŞ DİNİDİR
İSLAM kelimesi S,l,M köklerinden türemiştir. İki anlamı vardır :
1- Barış, huzur, selamet, esenlik ,
2- Teslim olmak.
Bu iki anlamı tek cümlede şöyle özetleyebiliriz.
İslam ;" barış ve huzur içinde yaşamak için Allah’ın kanunlarına ( K.Kerim’e) teslim olmak demektir."
İslamiyet’in hakim olduğu her yerde barış ve huzur, İslamiyet’in olmadığı veya eksik, yanlış, hatalı
uygulandığı her yerde de kan ve gözyaşı olmuştur. Buna tarihten örnekler verelim :
Yer Mekke : Mekke’ye Ehli küfür, şirk, gayri İslami bir dünya görüşü hakimken, yönetim İslam
olmayanların elinde iken ( Ebu Leheb , Ebu Cehil ... ) Mekke’de kadın satma, içki içme, putlara
tapma, halkın inançlarını sömürme, kan davası, asabiyet (ırkçılık) ... hakim idi.
Bunlara karşı olan İslam bir din (yaşam tarzı-şekli) olarak ortaya çıkınca çarklarının bozulacağını
anlayan, sömürülerinin son bulmasından endişe duyan gayri İslami görüşlü yöneticiler, Müslümanlara;
işkenceye, baskıya başlarlar.
Önce Müslümanlar dövülür, hakarete maruz kalır, hapsedilir... Zamanla can - mal güvenlikleri kalmaz.
Aç - susuz, yıllarca toplu yaşamaya mecbur edilirler. İçlerinden şehit düşenler olur. Öyle ki artık
Müslümanlar ev, toprak, hatıra, anılarını... geride bırakıp Mekke’yi terk etmeye zorlanırlar. Aile ve
akrabalarından, her türlü mallarından, çocukluk, gençlik anılarından uzaklaşıp, parasız, maddi
hiçbir destekleri olmaksızın, sadece inançları için, bir bilinmeyene doğru yolculuğa çıkarlar.
Medine : Yeni bir mekan, yeni bir çevre, yeni şartlar... ve her şeye yeniden başlama. Ama zorluklar
bu kadarla da sınırlı değildir : Mekke’li müşrik-kafirler Müslümanların geride bıraktıkları malları
satmak için bir ticaret kafilesi kurarlar. Müslümanlar buna engel olmak için Bedir savaşını; sayıca,
silahça az olmasına rağmen göze alırlar ve sonuçta savaşı kazanırlar. Uhud savaşı : Bedir’in intikamını
almak için savaşı başlatan taraf yine müşrikler olur... Hiç bir şekilde başarıya ulaşamayan müşrikler
Medine’nin çevresini sarıp (Hendek Savaşı) Müslümanlığı yok etmeye çalışırlar...
Mekke’deki müşrik bataklığı kurumadıkça müşriklerin saldırılarını önlemek imkansız hale gelmiştir.
Hz. Resul Mekke’ye sefere çıkar ve Mekke’yi kan akıtmadan fetheder. Tüm müşrikler Hz. Resul’ün
mübarek ağzından çıkacak sözlere göre muamele göreceklerdir. Daha 10 yıl olmamıştır. Korkutma ,
sindirme, iftira, öldürme, açlık ile yıldırılamayan bir hareketin lideri, karşısındaki yenik müşrik
topluluğuna bir konuşma yapar ve en son olarak onlara şunu sorar : Siz benden ne gibi bir davranış
bekliyorsunuz. Mekke’li müşrikler; biz seni adil biri olarak tanıdık ve senden ancak adalet bekliyoruz
derler. Hz. Resul, zalim olan bu topluluğa:
"Ve entumüttuleka", hepimiz hürsünüz, serbestsiniz buyurur ve rahmet, peygamber olduğunu bir kere
daha ispat eder.
Gayri İslami yönetimde Mekke’de kan, zulüm ... vardır. İslami yönetimde hoş-görü, özgürlük ve af.
Yer Kudüs : Haçlı (Hıristiyan taraftarlarının) seferleri başlamıştır... Avrupa’dan yola çıkan hapishaneden
çıkartılmış, serseri, katil insan sürüleri Kudüs’ü işgal ederler, ele geçirirler. Haçlılarla gelen batılı bir
tarihçinin cümleleri ile “Kudüs’ün her yeri kan gölüne” döner. Kudüs’teki tüm Müslümanlar ve Yahudiler
öldürülür. Binlercesi insafsızca ve bir ibadet aşkı ile acımasızca...
Peki Müslümanlar Kudüs’ü fethetmiş iken idareyi ele geçirmişken durum nasıldı: ... İslam orduları
Kudüs’ü fethetmişlerdir. İslam ordusu komutanı, Halife ( Hz. Resul’den sonraki İslam devletinin
yöneticisi ) Hz. Ömer’e haber gönderir Kudüs fethedildi buyrun gelin. İsmi adaletle özdeşleşmiş
olan bu insan, bir devlet başkanı, yeni bir şehri fetheden orduların lideri, bir deve ve bir hizmetçi
ile yola çıkar. Deveye sıra ile binilmekte yürüyen kişi deveyi ve yularını tutmaktadır. Nöbetleşe
binilerek Kudüs’e yaklaşılır. Deveye binme sırası hizmetçiye gelmiştir. Hizmetçi, ben sıramdan vazgeçtim
buyurur siz binin der. Fakat Hz. Ömer bunu kabul etmez ve hizmetçisini deveye bindirir. Yeni fethedilen
şehrin ahalisi ve İslam ordusu yaklaşmakta olan kafileyi seyretmektedir: Hizmetçi deveye binmiş,
Devlet Başkanı Hz. Ömer devenin yularını tutmuş şehre doğru yaklaşıyor. Çevresinde ne muhafız alayı
ve ne süslü elbiseleriyle yardımcıları ... Karşılarında sadece adil bir lider vardır,Hz. Ömer .
Halife Ömer şehre girer. Kudüs’ün Hıristiyanları Hz. Ömer’e kompliman yarışına girerler. Buyurun
kilisemiz de namaz kılın derler . Hz. Ömer ibretlik ve ince düşüncenin mahsulu bir cevap verir:
“ Eğer ben sizin kilisenizde namaz kılarsam, benden sonra gelen Müslümanlar da bu kilise de namaz
kılmak isterler, kilisenizi elinizden kaybedebilirsiniz .” Sonra tüm gayrimüslimleri serbest, ibadetlerinde
hür bırakır.
Haçlıların işgalindeki Kudüs ve İslam ordularının fethettiği (barış ve huzura açtığı) Kudüs arasındaki
fark ortadadır. Çünkü dinleri, dünya - ahiret görüşleri, olaylara bakış açıları farklıdır.
Yer İspanya(Endülüs) : Haçlı Avrupa devletleri İspanya’da bulunan Endülüs Emevi İslam ülkesine
saldırırlar. Üç tarafı da deniz ile çevrili ülkenin dördüncü yönünden (Avrupa’dan) Hıristiyanlar İslam
ülkesine girerler, işgal ettikleri yerleri yakıp yıkarlar. Akdeniz’den gemilerle Afrika’ya veya Osmanlıya
kaçıp sığınan kurtulur, geri kalan tüm Müslüman ve Yahudiler, Avrupa’lı barbar Hıristiyanlarca katledilir,
öldürülür.
Halbuki Emevi Müslümanları İspanya’yı fethettiklerinde İspanya’yı Endülüs’e çevirirler. Ülke baştan
başa bir ilim- kültür merkezi haline getirir. Avrupa’dan öğrenciler Endülüs’e ilim tahsiline gelirler.
Avrupa ülke krallarının saray kütüp-hanelerinde var olan kitap sayılarının katbekatı bir Müslüman alimin
mütevazı evlerinde bulunmaktadır Endülüs’te...
Haçlı işgalinde (her zaman olduğu ve olacağı gibi ) kan ve ölüm ülkesi olan İspanya , İslam futuhatından
sonra ilim, kültür merkezi olan Endülüs. Yer aynı ama kıstas, prensip fikirler farklıdır.
Yer İstanbul : Haçlı seferleri esnasında Avrupa’dan gelen ( Katolik) haçlılar Avrupa’dan , İstanbul
kapılarına dayanırlar. Kapılarınızı açın İstanbul’dan geçelim. Sizinde düşmanınız olan Müslümanları
ve İslam’ı yok edelim derler. İstanbul’daki Bizanslı ( Ortodoks) Hıristiyanlar için bu teklif
bulunmaz bir nimettir. Kapılar Hıristiyan ordularına açılır ve Katolik haçlılar, Ortodoksların
şehri İstanbul’a girince yağmalamaya, çalmaya, katliama başlarlar. Kiliseleri yağmalarlar,
Hıristiyanları öldürürler... Son anda haçlıların İstanbul’u terk etmesi Bizanslılarca sağlanır.
Böylece Hıristiyanlarca, bir Hıristiyan şehrinin işgali pahalıya mal olsa da önlene-bilir.
Yıl 1453. Fatih Sultan Mehmet on binlerce şehit vererek İstanbul’u fetheder. On binlercesi okla,
kızgın yağla, taşla, işkence ile şehit edilerek Müslümanlarca fethedilebilen İstanbul’a
Fatih S. Mehmet girerken, Hıristiyan kızlar ona çiçekler sunmaktadırlar. Fatih Sultan Mehmet
kendi dindaşlarının yaptıklarını İstanbul’lu Ortodokslara reva görmez herkesi tıpkı atası ve
önderi Hz. Resul gibi özgür ve hür ibadetlerinde serbest bırakır.Fetih sembolü olarak Ayasofya
Camiye çevrilir..
Yer Bosna : 1990’lı yıllar. Yugoslavya devleti yıkılmış, üçe ayrılan devletin Hıristiyan olan Sırp
ve Hırvat tarafları hem birbirleri ile ama her ikisi birden Müslüman olan Bosnalılarla savaşa
başlarlar. Yıllarca yan yana yaşadıkları Müslümanlara hoşgörü, acımak... yoktur. İnsan (Hıristiyan)
hakları beşiği Avrupa’nın ortasında 3.5 yıl bir halk topluca işkenceye tabi tutulurlar.
Homoseksüelliğin, lezbiyenleğin, hayvanlarla cinsel ilişkinin yaygın olduğu Avrupa’nın ortasında
namus kavramını kutsal sayan Müslümanlara, planlı bir şekilde saldırılar yapılır. 3 yaşından
70 yaşına tek çocuk, kız, kadın, nineye ... tecavüz edilir. Erkekler boğazlanarak, kırık cam
şişeleri ile beyinleri sert cisimlerle patlatılarak ... öldürülür, çocuklar canlı canlı doğranır...
Müslümanlar, demokratlar, hümanistler ... bakar, konuşur, kınar... Ama pratik hiçbir şey yapılmaz.
Osmanlılar ise , Yugoslavya’da 400 yıl hakimiyet sürmüşlerdir. İslami yönetimde geçen yüzyıllar
boyunca Hırvat ve Sırplar dinlerinden dönmeye zorlanmazlar. Özgürlük-hoşgörü sınırları
çercevesinde barış içinde dinlerini yaşarlar. Bosnalılar kendi istekleri ile Müslüman olurlar.
İstenirse planlı bir çalışma ile 20-30 senede tüm Balkan devletleri zorla Müslüman yapılabilecekken
- İslam dini buna karşı olduğu için- tüm dinler bir arada, zorlama olmadan barış içinde yaşarlar.
Yüzyıllarca İslam hakimiyetinde barış içinde yaşamış Hıristiyan toplumlar Osmanlının yıkılması
ile 1900’lü yıllarda Yugoslavya’nın baskıcı rejimin çökmesi üzerine 1990’li yıllarda tek taraflı olarak
Müslümanlara karşı savaş ve zulme başlarlar.
Güneydoğu’da günümüzde varlığını devam ettiren yezidiler vardır. Yaklaşık bin yıldır İslam
yönetiminde bulunan bu toplulukların, kendilerini yönetenlerin inançları ile 180 derece zıt bir
inanca sahip oldukları halde yaşam ve inançlarının devamına izin verilmiştir.Ya Osmanlı yerine
bir Hıristiyan ülke olsaydı Türkiye, Yezidiler varlıklarını ne kadar süre devam ettirebilirler di acaba ?
Yer ve topluluk örnekleri çoğaltılabilir: İspanya’dan kurtarılan Yahudiler kendilerini kurtaran
Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmada etkin rol oynarlar... Ermeniler Osmanlı idaresinde barış ve huzur
içerisinde yaşarken ellerine geçen ilk fırsatta Osmanlıyı arkadan hançerlerler...
İslam barış dinidir, barışın dinidir. Hakim olduğu yerde huzur barış vardır. Olmadığı yerde ise
kan ve zulüm.
Günümüzde dünya geneline baktığımız zaman kanı akan tüm toplumların Müslüman oldukları
görülür : Irak, Azerbaycan, Kıprıs, Keşmir, Filistin, Kosova, Bosna, Çeçenistan, Libya, Cezayir,
Tunus... kan akıtan tarafa bakınca ülke ismi farklı olsa da dinlerinin hep aynı olduğunu görürüz:
Gayrimüslimler.
Bu böyle devam edecektir ta ki biz Müslümanlar Kur’an’a teslim olana, dolayısıyla barışa, huzura
ulaşana kadar.
********************************************************************************************************************
********************************************************************************************************************
2.5. Evrensel Dindir
TEMEL AYET
Allah, değişik zamanlarda yaşamış peygamberlere aynı esasları göndermiştir. Kur’an-ı Kerim’de buna şöyle örnek verilir: “O, doğru anlayıp hükümlerini uygulayın ve ayrılığa düşmeyin diye, din olarak Nuh’a emrettiğini, yine İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya emrettiklerini sana da vahyederek sizin için de din kıldı…”
(Şûrâ suresi, 13. ayet.)
|
18
İslam dini bütün insanlığı ilgilendiren ilahî kurallar içerir. Özellikle inanç esasları konusunda Hz.Âdem’den Hz. Muhammed (s.a.)’e kadar tüm peygamberler aynı ilkeleri bildirmişlerdir. Ilahî dinlerin ibadet esasları değişiklik gösterse de inanç esaslarında hiçbir değişiklik olmamıştır.
İslam’ın evrensel olan bir diğer yönü ise ahlak kurallarıdır. Allah’ın biz insanlardan uymamızı istediği
ahlaki kurallar hiç değişmeden yaratılıştan günümüze kadar gelmiştir. Bu kurallar geçerliliğini kıyamete
kadar koruyacaktır. Örneğin yalan söylemek günümüzde nasıl hoş olmayan, günah sayılan bir davranış ise geçmişte de bu durum böyleydi. Gelecekte de yalan söylemenin helal sayılacağı bir zaman olmayacaktır.
İslam’ın evrenselliğinin üç anlamı vardır:
1. İslam’ın kuralları kıyamete kadar tüm zamanlar için geçerlidir. Bu anlamda tüm peygamberler İslam’ın peygamberleridir veöğrettikleri inanç ve ahlak değerleri Hz. Muhammed (s.a.)’inkilerden farklı değildir.
2. İslam, dünyanın her yerinde geçerli ve ilkeleri uygulanabilen ilahî dindir. İnsanoğlu yeryüzünün neresinde yaşarsa yaşasın İslam’ın kurallarına uyarak Allah’a karşı görevlerini yerine getirebilir. İslam’ın inanç,
ibadet ve ahlakla ilgili esasları bölgesel ve yerel özellik taşımaz. Yöreden yöreye farklılık göstermez.
3. İslam, dünyanın her yerinde yaşayanlara hitap eder. İslamiyet ırkı, milleti, rengi, dili ne olursa olsun tüm insanlar için geçerli olan bir dindir.
Kısaca İslam’ın evrensel olması; dünyanın her yerinde, tüm insanlar için kıyamete kadar geçerli olması
demektir.
2.6. Kolaylık Dinidir ve Aşırılıklardan Uzaktır
Ne dersiniz?
|
Hiç oturmadan ne kadar ayakta durabilirsiniz ya da yemek yemeden kaç gün dayanabilirsiniz? Hiç düşündünüz mü?
|
İslam dini insanın dünya ve ahirette mutlu yaşamasını amaçlar. Bu amaca uygun bir yaşam tarzı sunar.
Bu yaşam tarzı, insanların yerine getiremeyecekleri zorluklar içermez. İslam, uygulanması kolay olduğu
kadar hayatı da kolaylaştırıcıdır. Bunun için toplumda büyük üzüntülere yol açan kötü iş ve davranışları
yasaklamıştır. Örneğin kumarı yasaklayan İslam dini birey ve toplumların zor durumda kalmalarını engellemek
ister. İçki ve uyuşturucunun yasaklanması ile akıl sağlığını ve aileyi korumayı hedefler. Böylece
daha mutlu ve kolay bir yaşam öngörür.
19
Hz. Muhammed (s.a.)’i en iyi tanıyan insanlardan biri Hz. Aişe’dir. Bunu bilen Peygamberimizin arkadaşları
bazı zamanlar ona Hz. Muhammed (s.a.) ile ilgili sorular soruyorlardı. Bir keresinde Hz. Muhammed
(s.a.)’in aynı konuda iki farklı seçenek ile karşılaştığında neyi tercih ettiğini Hz. Aişe’ye sordular. Şöyle
bir cevap aldılar: “Allah Resulü iki şey arasında seçme açısından hür olduğunda, günah olmadığı sürece
mutlaka en kolayını seçerdi. Günah olursa bundan en çok o uzak dururdu.”14
TEMEL HADİS
|
Rasûlullah (s.a.v.) sahabelerinden birini (bir yere görevli olarak) gönderdiği zaman ona, “Müjdeleyiniz,
nefret ettirmeyiniz. Kolaylaşırınız, zorlaştırmayınız.” diye emretmiştir. (Ebu Davud, Edeb, 17.)
|
Allah kulları için zorluk dilememiştir. Onlardan kulluk görevi beklerken yapamayacakları işler emretmemiş,
onlara kaldıramayacakları yükler yüklememiştir. Örnek olarak oruç sağlıklı olan her Müslümana
farz olan bir ibadettir. Ancak kişi hastalandığı veya yolculuğa çıktığı zaman oruç tutma konusunda serbesttir:
“… Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size
kolaylık diler, zorluk dilemez…”15 Çünkü Allah kullarının sıkıntılı durumlara düşmelerini istemez.
İslam’da yer alan kolaylıklardan biri de yolculukta namazın kısaltılmasıdır. Allah, yolcu olma şartlarını
taşıyan kişilerin, öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzlarını kısaltarak kılmalarına izin vermiştir. Buna
“ruhsat” adı verilir. Mesh etme, oturarak namaz kılma ve tutulamayan oruçların yerine fidye verme gibi
uygulamalar İslam’da bulunan diğer kolaylıklara örnektir.
Hz. Muhammed’in gelişiyle Mekke’de büyük bir değişim başladı. Yıllar içerisinde Müslümanların sayısı
hızla çoğaldı. Önceleri cehaletin karanlığında kaybolmuş birçok insan mutluluğun kaynağını bulmanın
sevinciyle dört elle İslam’a sarıldılar. Heyecanla dinin kurallarını yerine getirmeye çalıştılar. Hatta bazen
daha fazla sevap kazanırız ümidiyle zorlanmalarına rağmen çokça ibadet etmeye çalıştılar. Oysa Allah
onlardan güçlerinin yetmeyeceği işler yapmalarını istememişti. Bu tür durumlarda Hz. Muhammed (s.a.)
tarafından uyarılıyorlardı. Bir keresinde şöyle buyurdu:
“Ey insanlar, gücünüzün yeteceği işler yapın. Zira siz (dua-ibadet etmekten) usanmadıkça Allah da
sevap yazmaktan usanmaz. Allah’a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır.” 16
14 Müslim, Fezail, 20, 77.
15 Bakara suresi, 185. ayet.
16 Buhari, İman, 16, Ezan 81, Rikak, 18; Müslim, Salat, 283, (782).
TEMEL HADİS
İslam’da teheccüd namazı (gece namazı)nın özel bir yeri vardır. Kişi gecenin bir bölümünde kalkarak bu namazı kılar. Ancak gecenin tamamında ve her gece namaz kılınması istenmemiştir. Şu hadis buna örnek olabilir. Bir gün Hz. Peygamber mescide girmişti ki iki direk arasına gerilmiş bir ip gördü. “Bu da ne?” diye sordu. Bu, Zeynep’in kullandığı ipidir, namaz kılarken uykusu gelince buna takılıyor (ip onun düşmesini önlüyor)” dediler. Hz. Peygamber: “Hayır (olmaz öyle şey) çözün ipi.İsteğiniz varken namaz kılın, uykunuz gelince de yatın.” diye emretti. (Buhari, Teheccüd, 18.)
|
20
Peygamberimiz iş ve ibadetlerimizde orta yolu tutmamızı istemiştir. Aşırılıklardan uzak durulmasını,
güç yetirilemeyecek işlere kalkışılmaması gerektiğini şöyle belirtmiştir: “Orta yolu tutun, güzele yakın
olanı arayın. Sabah vaktinde, akşam vaktinde, bir miktar da gecenin son kısmında ibadet edin, böylece
ağır ağır hedefe varabilirsiniz.”17
Medine’de bazı Müslümanlar akşamları iftar etmeden ertesi günkü oruca başlardı. Oysa Allah bunu
istememişti. Nihayet Hz. Muhammed (s.a.) onları şöyle uyardı: “Sizler orucunuzu öbür günün orucuna
eklemeyiniz.”18
Bir gün Hz. Muhammed (s.a.) bir yıl boyunca görmediği bir arkadaşını görmüştü. Adam son derece zayıflamış,
güçsüz kalmıştı. Peygamberimiz adamı bu hâlde görünce nedenini sordu. Adam bir yıl boyunca
oruç tuttuğunu söyleyince Peygamberimiz şöyle söylemiştir: “Kendine neden eziyet ettin?” dedi ve devamla
“Ramazan ayında her gün ve her aydan bir gün oruç tut.” buyurdu...”19 Bu hadisten de anlaşılacağı
gibi İslam’da ibadetler konusunda bile aşırıya kaçmak yoktur.
İslam’ın yasakladığı aşırıya kaçma örneklerinden biri de kişinin malının tamamını sadaka olarak dağıtmasıdır.
Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir: “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra
kınanır ve çaresiz kalırsın.”20 Ayrıca malının tamamını sadaka olarak dağıtmak isteyen Sa’d b. Ebî Vakkas’a
Peygamberimiz izin vermemiştir. Yoğun ısrarları sonucunda ancak malının üçte birini sadaka olarak dağıtabileceğini
söylemiştir.21
İslam dini haramlar konusunda aşırılığa kaçılmasını da hoş görmez. Bizler Allah’ın koyduğu yasakların
yanına yeni yasaklar ekleyemeyiz. Toplumumuzda bazı batıl inançlar vardır. Bu yanlış inanışlara göre helal
olan bazı iş ve davranışlardan toplumumuz kaçınır. İki bayram arası düğün yapılmaz, merdiven altından
geçilmez gibi uygulamalar bunlardan bazılardır.
17 Buhari, Rikak, 18.
18 Buhari, Savm, 49.
19 Ebu Davud, Savm, 54.
20 İsra suresi, 29. ayet.
21 Buhari, Merda, 16; Malik, Vasiyye, 4.
Düşünelim
|
Peygamberimiz şöyle buyurdu: ”Yolculukta oruç tutmak iyi Müslüman olmak demek değildir. Allah’ın sizin için tanıdığı kolaylık ruhsatını kabul edin ve yolculukta oruç tutmayın.”
(Nesai,Sıyam, 48)
|
Yukarıdaki hadise göre Hz. Peygamber yolculukta nasıl davranmamızı istemiştir? Düşününüz.
|